Hacii
3de Kleuterklas

Offline
Berichten: 77
|
 |
« Gepost op: 18 Feb, 2008, 02:40:06 » |
|
Atatürk'ü Sınıf Arkadaşı Anlatıyor -1
5 Şubat 1954 tarihli Yeni İnci dergisinden alınmıştır.
Atatürk'le 3 yıl Harbiye'de aynı sırada Erkan-ı Harbiye'de beraberce okumuş ve aynı yılda mektepten mezun olmuş olan Kemal Ohrili, arkadaşımız Mustafa Baydar'a Atatürk'e dair hiçbir yerde bulunmasına imkan olmayan çok kıymetli hatıralarını yazdırmıştır.
İnkılap tarihimiz için en hakiki bir vesika olan bu şayanı dikkat ve emsalsiz hatıraları bu sayımızdan itibaren kıymetli okuyucularımıza sunmakla büyük bir bahtiyarlık duymaktayız.
Mustafa Kemal'in Harbiye Mektebindeki hayatı muntazam ve arkadaşlariyle gayet samimi geçmiştir. Bu okulu bitirdikten ve Erkan-ı Harp namzedi olarak mülaazımlık rütbesiyle Erkan-ı Harbiye'ye geçtikten sonra burada da 3 yıl okumuş ve 1904'te Erkan-ı Harp yüzbaşısı olarak mektepten çıkmıştır.
Erkan-ı Harbiye mektebinde geçen hayat, tabiatiyle daha serbest olmuştu. Arkadaşlarıyla çok mücamelekar, mülatıfekar hayat geçirirdi. Bilhassa cuma günü akşamları mektebe çakır keyif geldiğinden o akşam müzakeresinde arkadaşlarına anlattığı açık saçık latif hikayelerle bütün dikkatleri üzerine çeker ve herkes seve seve çalışmaktan feragat ederdi.
MUSTAFA KEMAL TEVKİF EDİLİYOR
Mektep bitince henüz bir tarafa tayin edilmeden Kumkapı'da arkadaşı ve hemşehrisi Selanikli Tevfik ve Köprülü İsmail Hakkı ile aynı yerde oturmakta idiler. Bu esnada ikametgahlarına gelen ve yüzbaşılıktan matrut Selanikli bir hafiyenin ihbarı üzerine her üçü tevkif edilerek Harbiye Mektebinde hapsedildiler. Bu arada yanlarında bulunan Fransa inkılabına ait kitaplar vesaire yüzünden gerek kendileri ve gerekse iki arkadaşı Yıldız Sarayı'nda Sultan Hamid'in işitebileceği bir odada sorguya çekilmişler, fakat tehlikeli bir durum görülmediği için serbest bırakılmışlardı.
OKUDUĞU KİTAPLAR
Mustafa Kemal, daha Erkan-ı Harbiye mektebinde iken liberalliği ve ihtilalci fikirleri ile tanınmıştı. O zaman için tehlikeli ve okunması yasak kitaplar onun elinden düşmüyordu. Bu kitapları mektepte arkadaşlarına da verirdi.
M. Kemal'in mezun olduğu sınıf, ordulara gönderileceği zaman Genelkurmay Başkanlığı'ndan vaki olan soru üzerine bunlar altışar altışar 2. ve 3. Ordulara talip olmuşlardı. Fakat sonradan yapılan bir jurnal üzerine bu tehlikeli sınıfın böyle toplu olarak aynı ordulara talip olmaları tehlikeli gösterilmiş ve sadır olan İrade-i Seniye ile bunların 2. ve 3. Ordulardan gayrı ordulara tayinleri tebliğ olunmuştur.
Eğer Serasker Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Reisi beray-ı sadakat, bu menfi erkan-ı harpleri 6. ve 7. Ordulara gönderseydi vaziyet, yeni mezunlar için çok kötü olabilirdi. Çünkü 6. Ordu Irak, 7. Ordu da Yemen ve Şam'da bulunuyordu. Bereket böyle bir şey yapılmadı ve çiftler çifte, tekler teke olmak üzere 4. ve 5. Ordulara tayin edildiler. Bunun üzerine Mustafa Kemal de 5. Orduya düşerek Şam'a gitti.
Orada geçirilecek hayat o zamanki nizama göre piyadede 8, süvaride 8 ve topçuda 8 aylık bölük komutanlığı vazifesi görmek ve ondan sonra da Erkan-ı Harbiye'ye geçmekti! Son stajını bitirdiği bir sırada adaşı bulunan Erkan-ı Harp yüzbaşısı Kemal namına gelmiş bir izin kağıdıyle (Kendisine izin kağıdı gelen zat başka bir mazeretle o sırada Rumeli'ye gittiğinden bu izin kağıdı boş kalmıştı) Selanik'e geldi ve orada Ferik Esat Paşa'nın vekalet ettiği müşiriyet erkanı harbiyesine tayin edildi. Ayrıca Selanik-Üsküp şimendifer hattına da hat müfettişi oldu.
İhtilalci ve inkılapçı olan bu zat, İttihat ve Terakki'ye de bağlı bulunduğundan gerek Selanik'te ve gerekse seyahatlerinde inkılap propagandası yapmakta idi. Fakat İttihat ve Terakki'de asıl nüfuz, orada evvelden çalışmaya başlamış, rütbeleri yüksek olan ve aynı zamanda birçok vazifeler ifa etmiş diğer Erkan-ı Harbiye ümerasından olduğundan, bunların yanında kendisi kolayca aynı nüfuz ve mevkiye ulaşamıyordu. Bu hali doğuran diğer en mühim bir sebep de kendisinin fazla liberal olması idi. Bununla beraber taraftarları günden güne çoğalmakta idi. Hürriyet ilanında İttihat Terakki'nin başında bulundu. Erkan-ı Harbiye'nin ileri gelenleri şunlardı: Manastırda Erkan-ı Harp kaymakamı Selahattin, Hasan Tosun, Binbaşı Enver, Ali Fethi ve Selanik'te Erkan-ı Harp binbaşısı Cemal, Vilayet-i Selase Müfettişliğinde Binbaşı İsmail Hakkı ve Selanik Mıntıka Kumandanlığında Binbaşı Hafız Hakkı, Üsküp'te Kolağası Cafer Tayyar, Köprülü'de (Selanik ile Manastır arasında) Binbaşı Yusuf Rasih beylerdi. Gerçi zabitan ümera ve kumandanlardan inkılaba hizmet etmiş, birçok kıymetli zatlar varsa da biz buarada en mühim işleri görmüş olan erkan-ı harpleri yazıyoruz. Yoksa mesela, Kosova'da Arnavutları Şardağı'nda isyan için toplanmışken mahirane idaresi ile hürriyet uğrunda iktidarını gayet iyi göstermiş olan jandarma kumadanı Miralay Galip Bey'i unutmamak lazım gelirdi. Fakat bütün bu erkan-ı harp ümerası içinde Ali Fethi Bey'den başka o da Mustafa kemal'in, İttihat Terakki Umumi Merkezi'nde hücuma uğramasının asıl sebebi bu idi.
31 MART VAK'ASI
Fakat 31 Mart vak'ası başladığı zaman, Enver Berlin'de, Binbaşı Hafız Hakkı Viyana'da ve Ali fethi ise Paris'te bulundukları için kat'i ve seri bir harekete geçerek İstanbul'daki ihtilali bastırmak için 3. Orduyu harekete geçirmek tamamiyle Erkan-ı Harp Kolağası Mustafa Kemal Bey'in azim ve iradesine kalmıştı. Mustafa Kemal o sırada Selanik'te Redif Fırkası Erkan-ı Harbiye Reisi idi. Kumandanı Ferik Hüsnü Paşa idi. Hemen 1-2 gün içinde redifleri toplanarak trenler harekete geçirilmiş ve Hadımköy'e sevkedilmişti. Pişdar olarak vazife deruhte eden Erkan-ı Harp Binbaşısı Muhtar Bey idi. 1 hafta nihayetinde Hüsnü Paşa ve Mustafa Kemal Bey Hadımköy'e gelmişlerdi.
Tam bu sırada, yani taarruz hareketi yapılacağı bir zamanda dört bir taraftan birçok kimseler "Hareket Ordusu" namındaki bu orduya iştirak etmişlerdi. Bu sırada Enver, Hafız Hakkı, Ali Fethi vesaire de orduya yetişmişlerdi. 3. Ordu kumadanı Mahmut Şevket Paşa da yetişince Hüsnü Paşa'nın emir ve kumandası yalnız kendi fırkasına inhisar etmiş bulunuyordu. Bu sebeple cephede birkaç mühim taarruz mıntıkası Enver, Hafız Hakkı, Ali Fethi Bey'lere intikal etmişti. Bu zevatın gerek rütbe, gerek mevki ve gerekse orduca tanınmaları M. Kemal'e nazaran çok daha yüksekti. Mustafa Kemal'in bütün işi başarmak için ilk adımı atmış olması nazarı dikkate alınmadı. Tabiatiyle ordu kumandanlığının ve Erkan-ı Harbiye'sinin irade ve idaresi her şeye hakim oldu. Bunun içindir ki İstanbul'un işgalinde Mustafa Kemal'in ismi, fazla söylenmiş olmadı. Zaten muhafazakarlarla olan ihtilafları da tabiatiyle buna müessir olmuştu.
31 Mart vak'ası Sultan Hamid'in saltanatının tebeddülü ile neticelenmişti. Bunda Mustafa Kemal'in hiçbir resmi faal rolü yoktur. Bu tarihi hal keyfiyetinde ordu kumandanı Mahmut Şevket Paşa ve Erkan-ı Harbiyesi ve bu Erkan-ı Harbiye'ye iştirak eden Enver, Hafız Hakkı, Ali Fethi Bey'ler, bundan başka da Meclis-i Mebusan ve Ayan amil olmuştur.
TRABLUSGARP VE BALKAN HARPLERİ
1327 (1911) de İtalyanlar ansızın Trablusgarp ve Bingazi'yi işgal edince Enver, derhal Bingazi ve Ali Fethi Trablusgarp'a gittiklerinden Mustafa Kemal de Bingazi'ye gitmiş ve Enver'in kumandasında orada mıntıka kumandanlığı yaparak büyük kahramanlıklar göstermiştir. Fakat tam bu sırada, 1912 yılında Balkan Harbi patlak verince Enver gibi O da oralarını terkederek İstanbul'a gelmiştir.
Bundan sonra Binbaşı Mustafa Kemal, Gelibolu Yarımadası'nda teşekkül eden mürettep Kolordu Harekatı Harbiye Şubesi Müdürlüğü'ne tayin olunmuştur. O kolorduda Erkan-ı Harbiye Reisi Binbaşı Ali Fethi Bey idi (Ali Fethi Bey de Trablusgarb'ı bırakarak gelmişti).
Balkan Harbinde zuhur eden mühim hadiselerden birisi de bu mürettep kolordunun Bolayır üzerinden Kavakdere istikametinde bir tarruz hareketi yapmak üzere 10. Kolordu ile teşriki mesaisi idi. 10. Kolordu Bandırma'da olup 3 fırkadan mürekkepti.
Kumandanı da Erkan-ı Harp Reisi Kaymakam Enver Bey idi. Bunlar Mürefte ve Şarköy'e kolorduları ile çıkacaklar ve onların solundan Bolayır'dan hareket edecek olan mürettep kolordu ile (Kumandan Fahri Paşa) Kavakdere istikametinde taarruz edeceklerdi.
Burada ihtiyar edilen bir hata yüzünden teşriki mesai kabil olmamıştır. Teşriki mesai için, tevhidi mesai ve bunun için de tek bir kumandanın emrine verilmesi lazım gelirdi.
Atatürk'ü Sınıf Arkadaşı Anlatıyor -2
20 Şubat 1954 tarihli Yeni İnci dergisinden alınmıştır.
Hususiyle o sırada mütareke halinde olan ordumuzun düşmanlara karşı harekete geçmesi mütarekenin hitam bulduğunun ihbarlarından itibaren 4 gün zarfında olabileceğine nazaran iş bu 9. kolordunun bu 4 gün zarfında Mürefte ve Şarköy’e çıkarılması ve diğer taraftan da mürettep kolordunun Kavakderesi’ni zayıf bırakmayarak burayı hiç olmazsa bir alaya tutulması, kolorduyu da Bolayır şimalinde harekete müheyya bulundurulması lazım gelirdi. Halbuki bu tertip ihmal edilmiş olduğundan Bulgarların inisyatifi ele alarak Mürefte ve Şarköy’ü işgal etmeleri, X. kolordunun buraya ihraç hareketlerini men etmişti. Bu sebepten dolayı Enver’le Ali Fethi ve Mustafa Kemal arasında çok münakaşalar olmuş ve bu münakaşalar, risalelerle matbuata bile intikal etmişti. Bu münakaşalarla 1329 (1913) yılı başlarında Enver Paşa’nın Harbiye Nazırlığı zamanında nihayet verilmişti.
Mustafa Kemal Bey’in bilahare Çanakkale Harbinde ihtiyaca göre hareket için güzel kararlar verilebilmesine Gelibolu’da geçen 1327 (1922) yıllarındaki askeri hayatı çok faydalı olmuştur.
MERKEZİ UMUMİ VE MUSTAFA KEMAL’İN HAZIRLADIĞI NUTUK
Dahili ve harici harekatı siyasiyeyi beğenmeyen Ali Fethi ve Mustafa Kemal Beyler ordudan istifa etmişler ve “Merkezi Umumi”ye iltihak etmişlerdi. Tam bu sırada İttihat ve Terakki Fırkası’nın Merkezi Umumiye’si bir kongre akdetmişti. Fırka Reisi’de Talat Bey’di. (1329-1913)
İçtimada okunacak nutku, Katimi Umumi yazmaya mecburdu. Bu nutku bizzat Mustafa Kemal kaleme aldı. Talat Bey içtima gelince, okuyacağı nutku Ali Fethi’den aldı. Bunu okumaya başlayınca afallayıp kaldı. Çünkü bu nutuk, tamamı ile muhafazakarlığın aleyhinde idi ve okuduğu şeyler kendisinin ve diğer arkadaşlarının fikirlerine taban tabana zıt idi.
Ali Fethi ve Mustafa Kemal, liberal ve ihtilalci idiler. Nihayet Talat, sonra Maarif Nazırı olan Şükrü Bey’e zorla birkaç satırlık bir nutuk hazırlatmış ve onu okutmuştu. Bu hali gören Ali Fethi ve Mustafa Kemal derhal istifalarını verdiler.
MUSTAFA KEMAL’İN SOFYA ATAŞEMİLİTERLİĞİ
Her şeye rağmen ikisinin de “tatyib-i hatır” (gönülleri hoş etmek) için Ali Fethi Sofya’ya gelir, Mustafa Kemal’de aynı yere ateşemiliter olarak gönderildi. Hassaten Mustafa Kemal’in tekrar orduya alınmış olması büyük bir istisna teşkil ederdi.
Mustafa Kemal, Sofya ateşemiliterliğine hiçbir ateşemiliterin nail olmadığı gayet büyük bir hürmet ve teveccühe nail olmuş büyük bir nüfuz kazanmıştı. Orada elde ettiği Bulgar arkadaşları da çok mühim şahsiyetler idi. Orada cemiyet hayatında dahi öyle fevkaladelikler yapılırdı ki herkes parmak ısırırdı. Mesela bir kostümlü baloya yeniçeri devrine ait gayet parlak sırmalı, gümüşlü, altınlı elbise, teçhizat ve es iha ile çıkması ve kendisinin de yakışıklılığı herkesi hayran bırakmıştı. (Mustafa Kemal bu tarihi kıyafetleri, edindiği şahsi dostları vasıtası ile Askeri Müzeden getirilmiştir.) Alelade basit gibi görülen bu buluşların tesiir büyüktür. İşte bana mümasil hareketlerle her cemiyette ve her muhitte büyük bir muhabbet ve incizap kazanırdı.
UMUMİ HARP PATLAYINCA…
Mustafa Kemal, harp patlayınca harpten uzak kalamamış ve gönüllü alarak harbe bilfiil katılmaya karar vermiş ve bir fırka kumandanlığına talip olmuştu.
Enver bu müracaata katiyen muhalefet göstermemiş, bir muhalasatla (halisane bir dostlukla) kendisini III. Kolorduda 19. Fırka kumandanlığına tayin etmiştir. Bu kolordu, Gelibolu mıntıkasında tahaşşüt ediyordu.
Mustafa Kemal, Umumi harbe hassaten Almanlarla birlikte girmeğe kendi mütalaasında muhalifti. Çünkü onların bu işin başa çıkarabileceğine kani değildi ve bunları daha Sofya’dan mükerrereden İstanbul’daki dostlarına ve büyük makamda bulunan zevata yazmıştı. Fakat harbe girilince artık yapılacak başka bir şey kalmadığından tabiatiyle bu büyük dünya mücadelesine en kuvvetli muharip olarak katılmak lazımdı.
19. FIRKA
Tayin edildiği fırka III. Kolorduda 19. fırka idi. Fakat bu fırka diğer fırkalardan (kol ordunun 7. 8. 9. fırkalarından) toplattırılmış zabitan ve efrattan ibaretti.
Kumandanlığa geçince fırkanın zabitan ve efradını yakından tanımış, harp başlayınca Çanakkale muhitinde, boğazın her iki tarafında bulunan bilcümle kıtaat 5. ordunun emrinde verilmiş ve başına Liman Von Sanders Paşa geçirilmişti.
Düşman ihraca başlamadan evvel 19. fırka Eceabat (Maydos) şimalinde ve Akbaş limanı garbında Maltepe civarında duruyordu. Vazifesi, ordu ihtiyatı idi.
MUSTAFA KEMAL’İN EMSALSİZ BİR KEHANETİ
Düşman ihracından bir gün evvel Liman Paşa bu fırkayı, Anadolu tarafına geçirmeyi düşünmüştü. Fakat 3. kolordunun mütalaa ve ricası ile orada tekrar yerinde kalmıştı. Rumi 11/12, Miladi 24/25 (1915) Nisan gecesi Mustafa Kemal, ertesi gün için bir tatbikat tasarlamış ve fırkasına öylece bir emir vermişti. Bu emre göre şu vaziyet tasavvur edilmişti:
“Düşman Arı burnuna çıkmış ve Şarka doğru ilerlemeye başlamıştır. Binaenaleyh fırka bu düşmanı denize dökmek için emir almıştır.”
Meşhur Moltke’nin bir sözünü burada hatırlatacağım: “Muktedirler ekseriya talihi olurlar.”
İşte bu kere de söylenmiş olmuştu. Düşmanın ihracı hakkında hiçbir haber yok iken sırf bir manevra yapmak için ihraç edilmiş olan bu hareket, parlak bir tarih eseri olarak maksada hizmet etmiş ve düşmanı hareketi anında geriye püskürtmüştür. Eğer böyle bir plan tesadüfen tasavvur edilmemiş olsaydı, düşman 1-2 saat içinde Boğaza kadar yanaşacak ve bizim kıtaatımızın şimal ile dahi ittisalatını keserek Çanakkale Boğazını elde etmeye muvaffak olabilecekti. İşte burada tarih dediğimiz mukadderatı rabbaniye Türklerin istiklal ve istikbalini muhafazaya kafil o olmuş, fakat Türkler de bu ilahi inayete istihkaklarını pek parlak bir surette ispat etmişlerdir. Hele muhtelif kumandanların dahil olduğu halde hassaten M. Kemal gibi azmi, idaresi, zekası, iktidarı fevkalade olan bir zat karşısında düşman bütün maddi ve hatta pek büyük cesaretine (bilhassa Avusturalya ve Yeni Zelanda askerleri dünyanın en cesur insanlarıdır) rağmen mağlubiyete uğramış vazifesini ifa edememiştir. Muharebenin başlangıcı şayanı ehemmiyet olduğu için aşağıda bildiriyorum:
Pişdar kıtaatı önde giderken M. Kemal top seslerini işitmiş fakat ilk lahzada pişdar kumandanın manevrası ile mutasavver bir düşmana bir endaht yaptığını zannetmişti. Lakin akabinde gelen bir raporda düşmana tesadüf edildiğini ve ateşle üzerine yüründüğünü öğrenince hemen bir fırka topçusu ve öndeki piyade alayı ile şiddetli taarruz emrini vermiş ve kendisi ön tarafa geçmiştir. Arkasından vermiş olduğu rapor ve mütalaa üzerine kolordusu tüm fırka ile taarruza müsaade ve emir vermiştir.
Böylece Arıburnu’nda teşekkül eden bu cephenin kumandasını deruhde eden Mustafa Kemal arkadan gelen birçok yardımcı kıtaat ile bu cephe taarruzunu bizzat 5/18 Mayıs 1915 akşamına kadar idare etmiştir.
İşte Arıburnu cephesi bu sayede muvaffakiyetle idare edilmiş ve düşman sahilden en ziyade 500-600 metre kadar ilerleyebilmiştir.
Bundan sonra Anafartalar cephesi gelir. Düşman gerek cenupta Seddülbahir, Kirte cephesinde ve gerekse Arıburnu cephesinde muvaffak olamayınca ve buralara çıkarılacak takviye kıtaatı ile bir şey elde edemeyeceğini anlayınca Arıburnu şimalinden kıyam etmiştir. Bunun için 6 Ağustos 1915 öğleden sonra Arıburnu cephesinde fevkalade bir taarruzla (nümayiş bir hareket) Şimal Grubu namını verdiğimiz bu cepheyi şaşırtmış ve kumandanını hemen bütün kıtaatını ateşe sokmaya sevketmiştir. Bereket versin ki 9. fırka son dakikada ateşe sokulmaktan alıkonulmuştur.
O gece, yani 6/7 Ağustos saat 10:00’a doğru Arıburnu şimalinde Ağıldere mıntıkasında düşmanın büyük kuvvetleri oradaki kıtaatımıza taarruza geçmiş olduğu gibi bu mıntıkanın şimalinde, Anafartalar mıntıkasında, Azmakdere, Büyük ve Küçük Kemikli, Suyla limanı mıntıkasına büyük kuvvetler çıkarmıştı. O taraflarda, yani Anafartalar mıntıkasında 4 tabur asker ve Ağıldere’de de 3 tabur askerimiz vardı. Ayrıca Ağıldere mıntıkasında bir topçu alayımız da vardı. Ordu bu işleri haber alınca Gelibolu ve Bolayır’da bulunan 16. Kolorduyu hemen harekete geçirmiş ve cebri yürüyüşle Anafartalar’a getirtmişti. Verilen emirlerde gerek bu kıtaatın ve gerekse cenupten ve Anadolu’dan celp ve sevk edilen kıtaatın büyük ve küçük muharebe ağırlıkları olmadan süratle gelmeleri bildirilmişti. Bu sebeple bunların münasip veçhile iaşeleri ve sair ihtiyaçlarının defi çok müşkül olmuş, bu hususta Şimal Grubu yardıma koşmaya mecbur olmuştu. 16. Kolordu bu muntıkaya gelir gelmez durmadan taarruz emrini almıştı. Fakat kıtaat çok yorgun olduğu gibi aynı zamanda da düşmanın bütün donanması da bütün şiddetiyle ateş açmış olduğundan, bu Kolordunun kumandanı olan Erkan-ı Harp Miralayı Fevzi Bey, böyle bir taarruzu, o gün askeri istihbarat ettirdikten sonra ve geceleyin karanlıktan istifade ederek yapmayı tercih etmişti. Lakin çok telaşlı olan Liman Paşa’yı kızdırmamak maksadiyle bu planını akşama kadar saklamış ve Paşanın kıtaatın nereye vasıl olduğuna dair kat’i talebi üzerine hakiki vaziyet anlaşılmış ve neticede azami surette şiddet ve gazaba gelen Alman Paşası, Fevzi Bey’i azlettirmiştir.
Bu surette Fevzi Bey, bu hareketi ile kendini müteakip harekatın zaferle neticelenmesini temin etmeye kurban vermiştir. Çünkü hakikaten o gün taarruz olaydı neticenin bizim için feci olması muhtemeldi.
LİMAN PAŞA, ANAFARTA TAARRUZUNU M. KEMAL’E YAPTIRIYOR
Bu gol üzerine Liman Paşa, Arıburnu cephesinde azmini, iradesini, zeka ve idaresini tecrübe ettiği Mustafa Kemal’i gece iş başına geçirmiş ve taarruzu ona yaptırmıştır. İşte burada Mustafa Kemal kendini göstermiş ve Anafarta taarruzunu muvaffakiyetle idare ederek düşmanı püskürtmüş ve bu suretle düşman taarruzunu durdurtmuştur. Fakat iş bununla bitmiyordu. Asıl netice alınacak nokta, Kocaçimen’de ve hassaten Conkbayırı’nda idi
Atatürk'ü Sınıf Arkadaşı Anlatıyor -3
6 Mart 1954 tarihli Yeni İnci dergisinden alınmıştır.
Düşman buraya çok ehemmiyet veriyordu. Şimdi Grupu, kendi elinden çıkan ve Anafartalar'a ilhak edilen bu mıntıkayı, kendisini büyük tehlikelerde görünce ilk Anafartalar Grupu Kumandanı Fevzi Bey'in muvaffakatı ile işe karışmış ve Conkbayırı mıntıkasını kendi eline almıştı. Fakat oraya sevkedilen kıtaat kumandanları, her biri cesareti ile maaruf iken, lazım gelen azim ve iradeyi tamamiyle gösteremediklerinden düşman oraya yapışmış kalmıştı. Burası tamamiyle düşmanın eline geçip bizi oradan çıkarmış olsaydı, harbin kat'i neticesi derhal onların lehlerine dönmüş olurdu.
Mustafa Kemal Conkbayırı'na geliyor.
Bu sebeple 5. Orduya vaki olan tavsiye mucibince burası da M. Kemal'in emrine verilmiş, O da emri alır almaz 1 saniye bile durmadan Conkbayırı'na gelmiş ve işe hemen başlamıştır. Buraya geldiği gece oradaki muhtelif kıtaat kumandanlarını bir araya toplayarak kendilerine mutasavver hücumun en iyi nasıl yapılması lazım geleceğini sormuş ve bu husustaki düşüncelerini söylemelerini her birinden ayrı ayrı istemiştir. İçlerinden birisi söz için müsaade alarak aynen şunları söylemiştir:
"Eğer taarruza geçersek akıbet fecaatle neticelenir. Bundan dolayı bu hücumdan vazgeçilmesini arz-ı teklif ederim." Bu sözler üzerine Mustafa Kemal, büyük bir tehevvüre kapılarak:
"Ben sizden, taarruz edilir mi edilmez mi diye sormuyorum. Fakat nasıl en iyi taarruz edilir diye soruyorum. Siz, 1-2 gündür burada olduğunuz için bu hususu daha iyi düşünebileceğinizi ümit etmiştim. Fakat görüyorum ki siz bunu hiç düşünmemişsiniz. Öyle ise emirlerimi dinleyin." demiş ve kıtaata hücum emri verileceğini söylemiştir. Bu emri verdikten sonra demiştir ki:
"Ben avcı hattında bulunacağım. Sabahleyin saat 05:00'da hücuma kalkılacaktır. Yanlışlığa meydan vermemek için ben kendim bizzat bir küreği (erlerin arazide lüzumu halinde kullanmak için yanlarında bulundurdukları) başımın üstünden sallayarak hemen hücum işaretini vereceğim. O zaman kıtaat hemen düşmana hücum etmelidir."
Ertesi sabah M. Kemal, yukarıda dediğimiz veçhile hücum işaretini bir kere değil, birkaç kere tekrar ettiği halde O'nun iradesini henüz kavrayamamış olan asker, yerinden kımıldamamıştır. İşte bunun üzerinedir ki M. Kemal, kırbacını şaklatmış ve kendisi askeri, zorla hücuma geçirtmiştir. Bu hücum, muvaffakiyetle neticelenmiştir.
Bu hücumu müteakip, 5-10 dakika sonra, düşman harp gemileri hemen dakikada 1000'den aşağı olmayan mermileri oraya savurmaya başlamışlardır. Eğer bu hücum, M. Kemal'in iradesi ve idaresi ile tam zamanında olmamış olsaydı akamet muhakkaktı. Ve yine birkaç saat aradan geçmiş olsaydı, düşmanın hazırlamakta olduğu taarruz başlar ve bizi oradan ric'ate ve kat'i neticeyi kaybetmeye icbar edebilirdi. İşte huma kuşu iki tarafın başı üzerinde uçarken M. Kemal, o huma kuşunu kapıp başına geçirmiştir. Harpte muvaffakiyetler işte böyle ani olur. Bu anlardan istifade etmesini düşünebilen, idare eden ve iradesini kuvvetli bir surette kullanan kimseler muvaffak olur.
İşte M. Kemal'in en büyük kahramanlıkları Nisan ayında Arıburnu Cephesi'nde ve Temmuz, Ağustos aylarında da Anafartalar Cephesi'nde ve Conkbayırı'nda kendini göstermiştir.
Bu suretledir ki, Çanakkale müdafaa edilmiş, düşman, bu ümitten mahrum kalmış, Rusya vesaiti harbiye almaktan mahrum edilmiş ve Türkiye mahvolmaktan kurtulmuştur. Eğer Çarlık Rusyası silah alabilseydi ve bizim sayemizde Romanya ve Galiçya Cephesi'nde mağlup edilerek silahlarını teslime mecbur edilmemiş olsaydı bizim hayatımız sönebilirdi. Bu suretle diyebiliriz ki, bu selameti temin eden Çanakkale Zaferi'dir ve orada en büyük amil de Mustafa Kemal'dir. Bu demek değildir ki Türk Odusu'nun orada bulunan diğer kumandanları, zabitleri ilahiri büyük muvaffakiyetler göstermemiştir. İtiraf ederiz ki hassaten Cenup Cephesi'nde (Seddülbahir, Kirte) taraflarında düşmanı durduran kıtaatımız dünyanın hiçbir tarafında gösterilemeyecek olan büyük fedakarlıklarda bulunmuş ve bu nespette de zayiat vermiştir. Biz burada sadece ani ve kat'i neticeler verebilecek mühim muharebelerdeki cesaret ve iradeyi belirtmek istiyoruz. İşte bütün bu muvaffakiyetler M. Kemal'in irade ve zekasından doğmuştur. Bunu yapan da elbette ve elbette Türk Odusu ve Türk Milleti'dir. Yine elbette ve elbette başka bir millet ve başka bir ordu ile katiyyen ve katıbeten bu muvaffakiyetler elde edilemezdi. Çünkü askerimiz ekseriya çeliğe karşı ancak göğsü ile mukabeleye mecbur kalmıştı. Böyle bir tarz-ı harp, hiçbir millet tarafından yapılamazdı.
İngilizler Gelibolu'yu tahliye ediyorlar
Bütün bu hezimetlerinden sonra düşman Gelibolu Yarımadası'nı terk ederek çekilmiştir. Hakikati itiraf etmek gerkirse, denebilir ki, bu çekilme bizim tarafımızdan hiçbir tacize uğramadan mükemmelen vaki olmuştur. Nasıl ki ihracat hiç bizim tarafımızdan beklendiği halde dahi bunu men veya taciz katiyyen mümkün olamamıştır. Diyebiliriz ki, İngilizler için bu çekilme muzaffer bir ricattır. İhraçta bir netice alamayan İngilizler bunun tesellisini ricatteki muvaffakıyette bulabilmişlerdir.
Talih Mustafa Kemal'e yine yardım ediyor
Şayanı dikkat bir nokta vardır ki, talih yine Mustafa Kemal'e yardım etmiştir. Çünkü bu çekilme esnasında M. Kemal, sıhhi zaruretle mezunen İstanbul'da bulunuyordu. Eğer kendisi cephede bulunmuş olsaydı düşmanı rahat rahat çekilmeye bırakmak onun için bir hata teşkil eder ve ta'yibe uğrardı.
M. Kemal, askeri faaliyetine ara veriyor
1915 sonbaharında düşman Çanakkale'den çekildikten sonra bunları mağlup eden 5. Ordumuz Şarki Trakya'ya yerleşti. M. Kemal de 16. Kolordusu ile Şarki Trakya'da bulunuyordu. Fakat bir müddet için İstanbul'da vakit geçirmekte olan M. Kemal, harbi mağluplar tarafında geçirmemek ve galip olacak tarafla birleşmek fikrini yürütmeye çalıştı. M. Kemal'in kanaatince müttefiklerimiz harbi kaybedeceklerdi. Onlarla beraber kalmak tabiatiyle fena neticeler verecekti. Bunun için müttefiklerimizden ayrılmayı ve İngilizler'le birleşmeyi düşündü ve bu düşüncesini iktiza eden ricalimizle görüştü. Bu fikri kabul eden kimse bulunamadı. Bu meyanda görüşmediği yalnız Enver Paşa idi.
Yakup Cemil kimdir ve nasıl idam ettirildi?
Mustafa Kemal, herhangi bir anlaşmaya varılamayacağını anlayınca hükümeti devirmeyi yegane hal sureti buldu. Bunun için de anlaştığı, itimat ettiği ve kendilerini bu yolda feda edebilecek İttihatçılardan istifadeye çalıştı. Burada herkesin ismini söylemeyeceğim. Fakat ortaya çıkan adam meydandadır: Merkezi Umumi'den Yakup Cemil.
Bu adam güç halle sınıf geçmiş ve zabit olmuş, en basit malumata ancak sahip olabilmiş mahdut bilgili bir kimse idi. Fakat Mustafa Kemal bunu kazandı ve meselenin halli için Enver'in öldürülmesi kararlaştırıldı.
Yakup Cemil, içini saklayabilen bir kimse olmadığı için mesele haber alındı ve kendisi ciheti askeriyece tevkif edildi. Hiçbir şeyden yılmayan, korkmayan Enver, Yakup Cemil'i muvakkat bir hapisle işi bitirmek istedi. Fakat Merkezi Umumi ve hasseten Dahiliye Nazırı Talat, bu fikre muhalifti. Sık sık teftişlere çıkan Enver'in o günlerdeki bir seyahatinden istifade ederek, Harbiye Nazırı Vekili sıfatıyle Talat Bey, Divan-ı Harp'te Yakup Cemil'i, Enver Paşa'nın gıyabında mahkum ve neticede de idam ettirdi.
Enver gelince bu hadiseye çok canı sıkıldı. Ele geçen malumata nazaran diğer eşhas hakkındaki takibatı durdurttu. Yakup Cemil'in not defterinde, Başkumandan Vekili ve Harbiye Nazırı Mustafa Kemal görünüyordu (Başkumandan padişahtır).
Atatürk'ü Sınıf Arkadaşı Anlatıyor -4
20 Mart 1954 tarihli Yeni İnci dergisinden alınmıştır.
Eğer bu plan gerçekleşseydi işin başına geçecek olan Mustafa Kemal, hiç şüphe yok ki Enver'den daha cezri davranacak ve maksadına ermesi için de elbette ve elbette ki, fikirlerine aleyhtar olan İttihat ve Terakki rüesasını harcaması lazım gelecekti.
MUSTAFA KEMAL'İN VÜCUDUNU İZALE ETMEK İSTEYENLER
Bu hadiseden sonra günün birinde yeniden böyle bir durumla karşılaşmamak için Mustafa Kemal'in vücudunu izale etmeyi, başta Talat olmak üzere Merkez-i Umumi düşündüler. Suikast Enver'e ait olduğu için Onun da buna teşne olacağını zannettiler. Fakat bunda çok yanıldılar. Çünkü Enver, vatanın Mustafa Kemal gibi yetişdirdiği emsalsiz bir kumandanı katiyen harcamak istemezdi. Bilakis Ona daha çok paye vermek isterdi.
İşte bu suikastı tertip eden Mustafa Kemal'i Kolordu Kumandanı olarak Kafkas Cephesi'ne göderirken Onu aynı zamanda Mirliva (Paşa) yapmış ve sonra orada kendisine Ordu Kumandanlığı payesi vererek 2. Ordu'nun başına dahi geçirmişti.
Arkadaşları behemehal M. Kemal'in vücudunun izalesi lüzumuna iddia ederken Enver:
"Bilinmez, günün birinde bize ne hal olur. Eğer biz hükümetin idaresini terke mecbur kalırsak bu memleketi kurtaracak ancak Odur" diyordu.
ENVER PAŞA, M. KEMAL'İ DÜELLOYA DAVET EDİYOR
Fakat diğer taraftan Mustafa Kemal, hiç boş durmuyor, ordu ricalini muhtelif yollarla Enver aleyhine tahrik ediyordu. Nihayet günün birinde 1918 senesi başlarında Enver, M. Kemal'i huzuruna çağırmış ve kendisini ayakta kabul ederek şu sözleri söylemiştir:
Mustafa Kemal, İsveç veliahtının Ankara'ya gelişi dolayısıyle beraberce ihtiram kıt'asını teftiş ediyorlar"Mustafa Kemal Paşa, orduyu, milleti birbirine karıştırıyorsun. Sizin alıp veremeyeceğiniz ben değil miyim? İşte karşı karşıyayız, vuruşalım. Eğer tabanca yanınızda yoksa, (masanın üzerinde duran 2 tabancayı göstererek) bunlardan birisini beğeniniz, alınız. Ben ötekini alayım. Fakat şahsi gayeler yüzünden orduyu ve milleti birbirine katmayalım. Bundan çok büyük fenalık olur."
Mustafa Kemal, bundan içtinap etmiş, kendisine tarziye vermiş ve Enver'in talebi üzerine bir daha siyasetle meşgul olmayacağına askeri namusu üzerine söz vermiştir. Bunun üzerinedir ki M. Kemal, Filistin Cephesi'ne gönderilmiştir.
KAFKAS CEPHESİ
Kafkas Cephesi'nde M. Kemal, kolordusu ile (16) sağ cenahta bulunuyordu. Bütün müşkülat ve mahrumiyetlere rağmen mümkün olan muvaffakiyetleri elde etmiştir. Fakat sonra tam karlı devirler gelmek üzere iken 2. Ordu Kumandanı Müşir İzzet Paşa'nın çekilmesi ve Kafkas Orduları Grup Kumandanlığı'na tayini üzerine Mustafa Kemal, 2. Ordu Kumandanlığı'na geçmiştir. Bu esnada büyük bir hata neticesi karın altında kalan orduyu büyük müşkülatla kurtararak geri çekmiştir.
FİLİSTİN CEPHESİ
Evvela Falkenhayn'ın Ordular Grubu Kumandanı bulunduğu Irak ve Filistin Cephesi'nde M. Kemal 7. Ordu Kumandanlığı'na geçti. Herkesi bir hediye ile kazanmayı düşünen Falkenhayn, 2 küçük sandık altını kendisine gönderdi. M. Kemal, bunun hediye olduğunu anlayınca bunları derhal müşarünileyhe iadeyi vecibeden addetti.
Harekatı askeriye için Falkenhayn'ın fikirlerine muhalefetten dolayı istifa ile vazifesinden çekildi. Bu suretle kanaati hilafına iş görmekten kendini kurtarmış oldu.
Mustafa Kemal, bir manevrada Fevzi Çakmak'la beraber harekatı takip ediyorlarİşte burada da vatanın menfaati hilafına hareketten ve hasis menfaatlerden sakınmayı emsal, akran ve ahlafa misal olarak gösterdi.
Yukarıda bahsettiğimiz Filistin Cephesi'ne tayini 1917 idi. Fakat 1918'de Filistin'de Liman Paşa'nın, Yıldırım Orduları Grup Kumandanlığı'na tayininden ve Enver'le yukarıda bahsi geçen hadiseden sonra tekrar aynı orduya (7. Orduya) kumandan oldu. Burada cephede daha henüz mühim vazife görmeye zaman kalmadan düşman büyük kuvvetlerle sağ cenahımıza (8. Orduya) taarruz etmiş ve bütün orduyu mahv ve perişan ederek 1 günde Ordular Grubu Kumandanlık Karargahı olan Nasıre'ye girmiştir. Bunun solundaki 7. Ordu ise, Mustafa Kemal'in dirayeti ve metaneti ile Şeria Nehri'ne doğru geri çekilmiş ve bu şekilde düşman tehlikesinden kurtulmuştur.
LİMAN PAŞA, YILDIRIM ORDULARI GRUP KOMUTANLIĞINI M. KEMAL'E BIRAKIYOR
Bu hezimet o kadar büyüktü ki Liman Paşa, karargahından birkaç kişi ile güç halde atına binerek Şam'a doğru kaçabilmiştir. İşte bu esnadadır ki hakiki vaziyeti gören Yıldırım Orduları Grup Kumandanı Müşir Liman Von Sanders Paşa verdiği emirde:
"Böyle bir hezimet halinde askeri malumatın değil, ancak ruhiyatın muvaffakiyete amil olacağı, selamete çıkaracağı bir emr-i tabiidir. Ben bir ecnebiyim. Ordunun ahvali ruhiyesini idareden acizim. Bu işi mükemmelen görecek, her veçhile iktidarı müsellem olan 7. Ordu Kumandanı Mirliva Mustafa Kemal Paşa'yı vekil tayin ederek İstanbul'a hareket ediyorum" sözleriyle kendisini tehlikeli durumdan sıyırabilmişti.
Onun ölümü bütün Türk Milletini büyük bir teessür içinde bırakmıştır. Celal Bayar gözyaşlarını tutamamış ve böylece ağlamıştı.Bu emir çok mühim ve çok isabetli oluştur. Burada şayanı dikkat mühim bir noktayı da nazarı dikkate koymayı vecibeden addederiz. Yıldırım Orduları Grubu'nda 8., 7. ve 4. Ordular vardı. Mağlup olan 8. Ordunun Kumandanı Ferik Cevat Paşa ve 4. Ordu Kumandanı da Ferik Cemal (Mersinli) Paşa idi. Böyle olduğu halde Ferik'in vücuduna rağmen Mirliva olan Mustafa Kemal'in intihabı çok manidardı.
Elbette ki Liman, hakikaten memlekete hizmet etmek istemişti. Müşarünileyh hiçbir zaman hoş görünerek iş görmemiş, kanaatinden hiçbir zaman fariğ olmadan hareket etmiştir. Müşarünileyhe bu son hizmetinden dolayı dahi minnettarız. Bunun isabet ve hakikatini aşağıdaki satırlarda görürüz:
Ordumuz Halep civarına geldiği zaman düşmanın şedid takip ve hücumlarına maruz kalmıştı. Fakat Mustafa Kemal, orduya aşıladığı cesaretle maneviyatı yükseltmiş ve bozguna uğramış olan bu askerin başına geçerek düşmana mukabil bir taarruz yapmıştır. Bu şekilde düşman taarruzlarının devamını önlemiş ve bu suretle ordumuzu vahim vaziyetlerden kurtarmıştır. Mustafa Kemal her cephede kahramanlık göstermiştir. Arıburnu'nda, Anafartalar'da ve hepsinin fevkinde Conkbayırı'nda avcı hatlarında düşmana hücumları idare ederek muvaffakiyet temin etmiştir. Fakat Halep'teki vaziyet ona benzemez. Çünkü Çanakkale'deki bulunan ümera, zabitan ve askerler harbe fevkalade hahişker, iyi bakımlı ve her türlü fedakarlığa teşne bulunurken, Kudüsü Şerif karşısından Halep'e kadar olabildiğince kaçan, bozguna uğramış, gözü kaçmakta kalmış bir askeri, böyle düşmana hücum ettirmek için cesaret vermek ve bunu, onların başında olarak harekatı idare etmek ancak hiçbir kimseye benzemeyen bir kahramana nasip olabilirdi. Bunun için büyük muzafferiyetler temin eden Çanakkale sevk ve idareleri, Halep'te bu bozgun askeri taarruza cesaret ve gayret bakımından küçük kalır. Çünkü atılmaya teşne bir askeri hücuma kaldırmakla gözü mütemadiyen kaçmakta olan ve bundan başka selamet yolu aramayan bir askeri hücuma kaldırmak arasında ne kadar büyük fark olduğu gayet açıktır.
M. Kemal, eğer bu tarruzu yapmamış ve muvaffak olmamış olsaydı akıbet feci idi. Artık o asker büsbütün dağılmış ve ordu tamamen mahvolmuş bulunacaktı.
İşte ehliyeti sabit olan Mustafa Kemal, hem muzafferiyetleri ve hem de mağlubiyet ve ricatleri mükemmelen hüsnü idare edebilecek kudrette büyük ve müstesna bir adamdı.
-SON-
|